Sorun bildir
Karar Ekle

Yargıtay E: 2010/18-87 - K: 2010/149 Sorun bildir

Esas no: 2010/18

Karar no:




Banner


E: 2010/18-87 - K: 2010/149

İÇTİHAT METNİ

ÖZET :

Dava, daha önce kamulaştırılan ve kadastro çalışmaları sırasında yol boşluğu ve dere yatağı olarak tescil dışı bırakılan kesimin Kamulaştırma Yasasının 36. maddesi uyarınca tescili istemine ilişkindir. Bu Yasadan doğan tüm anlaşmazlıkların taşınmaz malın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde görüleceği belirtilmiştir. Açıklanan bu hususlar göz önünde bulundurularak mahkemece işin esasına girilip tüm deliller toplanıp oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, yasa hükümleri dikkate alınmadan dava konusunun değerine göre dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

DAVA :

Taraflar arasındaki "tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kütahya 2.Asliye Hukuk Mahkemesince dava dilekçesinin görev yönünden reddine dair verilen 20.11.2008 gün ve 2008/317 E- 376 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin 13.04.2009 gün ve 2009/2875-4085 sayılı ilamı ile;

(... Dava, daha önce kamulaştırılan ve kadastro çalışmaları sırasında yol boşluğu ve dere yatağı olarak tescil dışı bırakılan 134 m2lik kesimin Kamulaştırma Yasasının 36. maddesi uyarınca tescili istemine ilişkindir.

Yargıtay uygulamalarında 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 36. maddesi hükmünün, kamulaştırılan yerin daha sonra herhangi bir nedenle gerçek ve tüzel kişiler adına yeniden tapu tesis edildiği hallerde ve ayrıca daha önce yapılan kamulaştırma ile kroki kapsamında bulunup da yeniden gerçekleştirilen kadastro çalışmaları sonucu tescil harici bırakılan yerler hakkında da uygulanabileceği kabul edilmektedir.

Öte yandan aynı yasanın 37.maddesinde de bu Yasadan doğan tüm anlaşmazlıkların taşınmaz malın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesinde görüleceği belirtilmiştir. Açıklanan bu hususlar göz önünde bulundurularak mahkemece işin esasına girilip tüm deliller toplanıp oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, yasa hükümleri dikkate alınmadan dava konusunun değerine göre dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir...),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR :

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ :

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 17.03.2010 gününde yapılan dördüncü görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY :

X- Dava, kadastro tespiti sırasında tespit harici bırakılan kamulaştırma kapsamındaki yerin tescili isteğine ilişkindir.

Davacı İdare, kamulaştırma sonucu malik olduğu taşınmazın bir bölümünün kadastro tespiti sırasında adına tespit edildiği halde, 134 m2'lik kısmının "yol ve dere yatağı" niteliğiyle tespit harici bırakıldığını ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır.

Mahkemece, kurulan hükmü Yüksek 18.Hukuk Dairesi çekişmenin 2942 Sayılı Yasadan kaynaklandığını ve bu sebeple aynı yasanın 36 ve 37.maddelerinin öngördüğü usul ve esaslar çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemelerinde basit yargılama usulü ile çözüme kavuşturulması gerektiği gerekçesiyle genel mahkemelerin görevi kapsamında bulunmadığından bahisle yerel mahkeme kararını bozmuş, HGK'nın sayın çoğunluğu da bu görüşü benimsemiştir.

Buna göre, sayın çoğunluk ile görüş ayrılığı çekişmenin çözümünde değere göre genel mahkemeler mi, yoksa 2942 Sayılı Yasanın 36. ve 37.maddesi hükmü gereğince basit yargılama usulü hükümleri tatbik edilmek suretiyle Asliye Hukuk Mahkemesi mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.

Toplanan deliller ve dosya kapsamından 26134 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacı idare tarafından kamulaştırıldığı ve mülkiyetinin idareye geçtiği, sonradan yapılan kadastro sırasında 26000 m2'lik yerin idare adına tespit ve tescil edildiği, ancak 134 m2'lik bölümün "dereyatağı ve yol" olarak kadastro harici bırakıldığı davanın da buraya ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki, davacı idare kamulaştırma işlemlerinden kaynaklanan bir sebeple değil, kamulaştırma sonucu edindiği ve Anayasanın 35, Türk Medeni Kanununun 683.maddesi hükmünden kaynaklanan mülkiyet hakkına dayanarak eldeki davayı açmıştır. O halde, 2942 Sayılı Yasanın 36. ve 37. maddeleri hükümlerinin somut olayda uygulanamayacağı ve gözetilemeyeceği tartışmasızdır. Esasen anılan yasanın 36.maddesi hükmünde idareye ait tapulu yerle ilgili olarak her ne sebeple olursa olsun ikinci bir tapunun oluşumu hali öngörülmüştür. Oysa, somut olayda aynı yerle ilgili tesis edilen bir tapu bulunmamakta kaydın kapsamında kalan bir kısım yer (134 m2'lik bölüm) kadastro harici bırakılmıştır. İşte idare anılan bu yerin mülkiyet belgesi olan tapusu kapsamında kaldığını iddia ederek eldeki davayı açmıştır.

Elbette ki kadastrodan önce kamulaştırma sebebiyle mülkiyeti idareye geçen yer hakkında hangi nedenle olursa olsun ikinci bir tapu oluşursa 2942 Sayılı Yasanın 36.maddesi ve buna bağlı olarak 37.maddesi tatbik yeri olacağında kuşku yoktur. Ne var ki, somut olayda böyle bir olgu mevcut değildir.

Diğer taraftan kadastro sonrası davacı idare adına oluşan çap kapsamı içindeki yer veya bir bölümü için mükerrer olarak oluşturulan kaydın çifte tapu olgusunu meydana getireceği ve oluşan ikinci kaydın yolsuz tescil niteliğini taşıyacağından Türk Medeni Kanununun 1025.maddesi hükmü gereğince açılacak tapu iptal davasına konu teşkil edeceği açıktır. Böylesi yolsuz tescilden bahisle açılan davanın da dava değerine göre genel mahkemelerde görülmesi gerekeceği kuşkusuzdur.

Bilindiği üzere; 2613, 5602, 509, 766 ve en son olarak 1987 tarihinde yürürlüğe giren ve uygulaması devam eden 3402 Sayılı Yasalar birer tasfiye yasası olup, amaçları memleketin kadastral topoğrafik haritasına dayalı olarak taşınmaz malların sınırlarını arazi ve harita üzerinde belirterek hukuki oluşumlarını tespit etmek ve bu suretle Türk Medeni Kanununun öngördüğü tapu sicilini kurmaktır.

Anılan yasanın Dördüncü Bölümünde Mülkiyet H.nın Tespitine ilişkin esaslara yer verilmiş, Tapuda kayıtlı taşınmaz malların tespiti 13, tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz malların tespitine ilişkin usul ve esaslar ise 14.maddesinde hüküm altına alınmıştır.

Yasanın 13/Aa maddesi düzenlemesiyle tapuda kayıtlı taşınmaz malın kayıt sahibi adına tespit edileceği öngörülmüş olup, somut olayda da davacı idare adına kamulaştırmayla oluşan tapu kaydı gözetilerek 26000 m2'lik bölümü idare adına tespit edilmiş tapu kapsamındaki 134 m2'lik yer ise kadastro harici bırakılmıştır. Bu uygulama sonunda davacı idarenin tapusu aynı yasanın 12/4. maddesi gereğince işleme tabi kayıt niteliğini kaybetmiş delil oluşumuna düşmüştür.

O halde, idarenin delil durumuna düşen tapusundan kaynaklanan mülkiyet hakkına dayanarak bu yeri adına kaydettirebilmesi için birkaç yolu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, mülkiyet hakkına dayanan ve tapusu açıkta bırakılan idarenin kadastro ekibine müracaat ederek kadastro harici bırakılan yere ilişkin kadastro tutanağı düzenlettirmesi ve buna bağlı olarak kadastro komisyonunun vereceği karar tespit ve tescil isteğinin reddine ilişkin ise 30 günlük askı ilanı içerisinde Kadastro Mahkemesine dava açması, hak aramanın bir diğer yolu da idarenin yukarıda değinilen yolu benimsemez ise 3402 Sayılı Yasanın 22/5.maddesi "Tapulama ve Kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan kamu kurum ve kuruluşlarına ait yerlerin tescili yapılır." hükmünden istifade ederek müddeabihin değerine göre Sulh veya Asliye Hukuk Mahkemelerine dava açarak 1515 Sayılı Yasaya ilaveler getiren 5519 Sayılı Yasa hükmü uyarınca tescil isteyebilmesidir. P. tabiidir ki, çekişmenin çözümünde ilkinde özel yetkili Kadastro Mahkemeleri, ikincisinde ise genel mahkemelerin görevli olduğunda şüphe yoktur.

Öyleyse, gerek Kadastro Mahkemesi ve gerekse genel mahkeme davacı idarenin dayandığı tapu kaydının kamulaştırma sebebiyle düzenlenen haritasını (Türk Medeni Kanununun 719 ve 3402 sayılı Kadastro Yasasının 20.maddesi hükmü uyarınca) uygulayarak kapsamını tayin etmek suretiyle şayet kapsam dahilinde kalıyorsa bu takdirde tescil harici bırakılan yerin davacı adına tescil edilerek davanın çözümlenmesi iktiza etmektedir.

O halde, değinilen bu düzenlemeler ve ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde eldeki davanın müddeabihin değerine göre genel mahkemelerde çözümleneceği 2942 Sayılı Yasanın 36, 37. maddeleri hükümlerinin olayda uygulanabilirliği bulunmadığı görüşüyle sayın çoğunluk görüşüne iştirak edilememiştir.

XX- Dava; kadastro çalışmaları sırasında "yol boşluğu ve dere yatağı" niteliğiyle tespit dışı bırakılan taşınmazın tapu kaydına dayalı olarak davacı idare adına tapuya kayıt ve tescili isteğine ilişkindir.

Davacı TCDD Yolları Genel Müdürlüğü vekili, yapılan kamulaştırma sonucu idare adına oluşan tapu kaydının kadastro çalışmaları sırasında revizyon görmesi üzerine tapu kaydı ve kamulaştırma paftası (haritası) kapsamında kalan taşınmazın bir bölümünün 173 ada 1 sayılı parseli ile idare adına tespit ve tescil edildiğini, tapu kaydı içinde bulunmasına karşın 134 m2'lik yerin tespit dışı bırakıldığını açıklayarak 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 36 ve 37. maddeleri gereğince tescili isteğinde bulunmuştur.

Davalı Hazine vekili; uyuşmazlık konusu yerin yol boşluğu ve dere yatağı niteliğiyle tespit dışı bırakıldığını, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16.maddesinde sayılan kamu mallarından olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, uyuşmazlığın Kamulaştırma Kanunundan kaynaklanmadığını, bu nedenle somut olayda 2942 sayılı Kanununun 36 ve 37. maddelerinin uygulama olanağının bulunmadığını, Kadastro Kanunu ve genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözümlenmesi gerektiğini, saptanan dava değeri gözetildiğinde görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi değil Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunu gerekçe göstermek suretiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddi ile önceki hükümde ısrar kararı verilmesi üzerine, davacı idare vekili tarafından temyiz edilen ısrar hükmü, Yüksek Hukuk Genel Kurulu'nun sayın çoğunluğunca BOZULMUŞTUR.

Somut olayda, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 36.maddesinin uygulama olanağının bulunup bulunmadığı ve buna bağlı olarak aynı Kanunun 37. maddesi uyarınca davanın Asliye Hukuk Mahkemesi tarafında görülüp görülemeyeceği ya da davanın saptanan değerine göre genel hükümler gereğince Asliye veya Sulh Hukuk Mahkemesinde uyuşmazlığın çözümlenip çözümlenemeyeceği uyuşmazlık konusu oluşturmaktadır.

Dava konusu taşınmaz 30.1.2006 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında tespit dışı bırakıldığı yönünde bir uyuşmazlık söz konusu değildir. Davacı İdare, 173 ada 1 sayılı parsele revizyon gören 4.1.1968 tarih 93 sıra nolu tapu kaydının geldi ve gittilerine dayanmaktadır. Anılan tapu kaydı; "Anadolu Osmanlı Demiryolu Şti" için yapılan kamulaştırma sonucu oluşmuştur.

2942 SKK. madde 36- Kamulaştırma Kanunları uyarınca gerekli işlemler tamamlanıp tapuda kayıtlı olanların idare adına intikallerinin yapılmasından, tapuda kayıtlı olmayanların tescillerinin sağlanmasından sonra, kamulaştırılan yer için herhangi bir nedenle gerçek veya tüzel kişiler adına yeniden tapu tesis edildiği takdirde, idarenin isteği üzerine hâkim, evrak üzerinde ve lüzum gördüğü taktirde mahallinde inceleme yaparak sonraki kaydın iptali hakkında bir karar verir.

Bu işlemler harca ve resme bağlı değildir.

MADDE GEREKÇESİ: Bu güne kadar yapılan uygulamalarda idarenin geçmiş yıllarda kamu yararı kararı alıp bunun dışındaki kamulaştırma işlemlerini tekemmül ettirmediği fakat kamulaştırma kanunlarının göz önünde tuttuğu noksanlara fiilen tahsis ettiği taşınmaz mallara rastlandığı tespit edilmiş bulunmaktadır.

Kamulaştırma yapan idarelerin kamulaştırma işlemlerini zamanında tekemmül ettirememesinden yararlanmak isteyen bazı ilgililerin bilahare bu gibi taşınmazlara dolaylı yollardan tapu çıkarttıkları ve idarelere müracaatla günün şartlarına uygun bedel talebinde bulundukları ve konunun mahkemelere intikal ettiği görülmüştür.

Yukarıda açıklanan hususlarda idareleri rahatlatmak ve aynı zamanda mükerrer ödemelere mani olmak ve uygulamada görülen aksaklıkları gidermek üzere 36. madde bu kanunda düzenlenmiştir.

2942 SKK. madde 37- Bu kanundan doğan tüm anlaşmazlıkların adli yargıda çözümlenmesi gerekenleri, taşınmaz malın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemelerinde basit yargılama usulü ile görülür.

Denilmektedir,

Görüldüğü gibi, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun ilgili maddeleri ve gerekçeleri birlikte değerlendirildiğinde, uyuşmazlığın çözümünde sözü edilen maddelerin uyulama olanağı bulunmamaktadır. Çünkü 36. madde ve gerekçesi çok açık olup, herhangi bir yoruma ve duraksamaya yer bırakmamaktadır.

Öte yandan tapu kaydının uygulanması sonucu, kayıt ve buna bağlı harita kapsamında kaldığı iddia edilen yerin bir kısmı tespit dışı bırakılmıştır. O nedenle "kamulaştırılan yer için herhangi bir nedenle GERÇEK veya TÜZEL KİŞİLER adına yeniden oluşturulan bir tapu kaydı yoktur ki, iptal edilebilecek bir tapu kaydı olsun. Maddenin uygulanması için bu birinci ve en önemli koşuldur. Madde; evrak üzerinde inceleme yapılarak sonraki tapunun iptaline karar verilmesi zorunluluğunu getirmiş, sadece gerek gördüğü takdirde hâkimin yerinde inceleme yapılabileceğini öngörmüştür. Yalnızca bu noktada hâkime takdir hakkı tanınmıştır.

Somut eldeki olay, mülkiyet uyuşmazlığını içermektedir. Kadastro işleminin yapılması ile yeni hukuki bir durum ortaya çıkmıştır. Bu nedenle uyuşmazlığın evrak üzerinde görülmesi olanaklı değildir. Her şeyden önce hâkim, kamulaştırılan yere tapu alındıktan sonra, aynı yer için ikinci bir tapu verilmiş olduğunu saptarsa sonraki tapunun iptaline karar verecektir. Evrak üzerinde karar verilmesi zorunluluğu, sonraki kayıt malikine bildirim yapılmasını ve durumdan haberdar edilmesini engellemektedir. Ne var ki; ister gerçek, ister tüzel kişi olsun, bilgisi olmadan ve savunması alınmadan kendisine ait tapu kaydının iptaline karar verilmesi oldukça güçtür. Böyle bir durumda dahi mutlaka kayıt maliki çağrılmalıdır (ÖR: 4721 s. TMK.m.1014,1019 ve 1027).

Mülkiyet uyuşmazlığı bulunmayan durumlarda ancak ve ancak evrak üzerinde inceleme yapılarak hüküm verilebilir. 36. maddenin öngördüğü uyuşmazlık, çekişmeli bir yargı davası niteliğinde değildir (A.Arcak,Yeni kamulaştırma Kanunu,1984 bası, s:1572 vd).

2942 SKK m. 36 için gösterilen gerekçenin ikinci fıkrası maddenin konuluş amacını açıkça ortaya koymaktadır. "…kamulaştırma işlemlerinin zamanında tamamlanmamasından yararlanacak isteyenlerin daha sonra bu taşınmazlara dolaylı yollardan tapu çıkarttıkları ve idarelere başvurarak bedel istedikleri…... görülmüştür" açıklamasına yer verilmiştir. O halde olabilecek yolsuzlukların önlenmesi için bu maddenin getirildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda böyle bir durumda söz konusu değildir ki, maddenin uygulamasından söz edilsin.

3402 sayılı Kadastro Kanununa göre, 2006 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında davacı tarafın dayandığı tapu kaydının revizyon görmesi ile yeni bir hukuki olgu ortaya çıkmıştır. Artık kadastro kanunu ve genel hükümlere göre, uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekir. Tapu kaydı kapsamında kaldığı iddia edilen taşınmazın bir kısmı "yol boşluğu ve dere yatağı" olarak tespit dışı bırakılmıştır. Sapma göstermeyen Yargıtay uygulaması gereği tespit dışı bırakılma işlemi de bir kadastro işlemi olarak kabul edilmektedir. Kadastro ekibi çalışma alanında tespit yaptığı sırada davacı idare tespit dışı bırakılan yer için 3402 SKK.nun 7/4. fıkrası gereğince uyuşmazlık çıkarmış olsaydı, anılan yer hakkında kadastro tutanağı düzenleme zorunluluğu vardı. İdare aleyhine tespit yapılması halinde sözü edilen madde ve fıkrada açıklanan yöntem uyarınca uyuşmazlık Kadastro Mahkemesinde görülürdü. Olayımızda böyle bir durum söz konusu değildir. Davacı idare tapu kaydına dayanarak tespit dışı bırakılan yerin adına tescilini istedi. Tespit dışı bırakılan yerler hakkında kadastro tutanağı düzenlenmediğinden (ancak hakkında tutanak düzenlenen yerler için açılan davalara 3402 SKK.nun 26/son fıkrası gereğince kadastro mahkemesi bakar) bu gibi yerlerle ilgili davalar kadastro mahkemesinde görülmez. Davanın değerine göre Asliye veya Sulh Hukuk Mahkemeleri görevli olur.

Bir mahalle veya köyde (çalışma alanında) kadastro çalışmalarının başlamasıyla, kadastro Kanunu o bölgede yürürlüğe girer ve uygulanır (6.6.1997 T ve 1994/5 E, 1997/2 sayılı YİBK.nun gerekçesi).Artık 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun 36 ve 37. maddelerine gidilemez.

Bundan ayrı 3402 SKK.nun 12/4. fıkrasında; "Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüklerinde işlem yapılamaz", hükmüne yer verilmiştir. Revizyon gören davacı idare tapusu bu madde hükmü karşısında tapu kaydı olma işlevini yitirmiş, sadece yazılı delil başlangıcı (beyyine külfet) durumuna dönüşmüştür. Uyuşmazlığın dayanağını da bu fıkra oluşturmaktadır. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14,15,17,18,20 ve 21. maddeleri genel hüküm niteliğinde olup her zaman uygulama olanağına sahiptirler.

Diğer bir konuda gerek Kamulaştırma Kanunu ve gerekse Kadastro Kanunu özel kanunlardır. Ne var ki, karşılaştırma yapıldığında Kadastro Kanunu öncelikli bir yapıya sahiptir. Çünkü Kadastro Kanunu bir tasfiye kanunudur. Bu kanuna göre Kadastro Mahkemelerinde görülen davalar hakkında HUMK. m. 409 uygulanamaz. Hâkim gerçek hak sahibini belirlemekle yükümlüdür. Kendiliğinden inceleme ve araştırma yapmak zorundadır (3402 SKK.m.29,30). Taraf olmadığı halde lehine karar verilen şahıs hakkında mahkemece, kurulan hüküm kendisini bağlar ve kesin hüküm teşkil eder (3402 SKK m.34). Ölü kişiye karşı dava açılabilir ve ölü kişi adına tescile karar verilebilir (3402 SKK m.29). Kamulaştırma Kanunu ise bu ayrıcalıklı özelliklere sahip değildir. Bu yönüyle de olayda 2942 SKK.nun 36 ve 37. maddeleri uygulanamaz.

Dava konusu taşınmaz tapu kaydına dayalı olarak idare tarafından adına tescilini istediğine göre temyiz incelemesi yapma yeri Yüksek Yargıtay 1. Hukuk Dairesi olmaktadır. Şayet zilyetliğe dayalı olarak böyle yerlerin tescili istenilmiş olsaydı bu taktirde temyiz inceleme görevi Yüksek 8. Hukuk Dairesine ait olurdu.

Saptanan bu somut ve hukuki olgular karşısında yerel mahkemenin ısrar kararı yerinde olup ONANMASI gerekirken, Yüksek Hukuk Genel Kurulu çoğunluğunca bozulması biçiminde gerçekleşen görüşlerine açıklanan nedenlerle katılmıyorum.

Yorumlar

blog comments powered by Disqus
Başa Dön