Sorun bildir
Karar Ekle

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2003/15-124 - K:2003/175 Sorun bildir

Esas no: 2003/15

Karar no:

Tarih: 19.03.2003




Banner


E:2003/15-124 - K:2003/175

  • KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞME.İ ( Tapulu Taşınmazın Mülkiyetinin Bir Kısmının Devrine İlişkin Vaadi ve E.Sözleşmesini İçeren İki Tipli Karma Bir Sözleşme Olması )
  • İKİ TİPLİ-KARMA SÖZLEŞME ( Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi )
  • ALACAK DAVASI ( Cezai Şart Bedelinin Tahsili Talebi )
  • SÖZLEŞMENİN DEĞİŞTİRİLME.İ ( Bir Sözleşme Hangi Şekilde Yapılmışsa Ancak O Şekilde Değştirilebilmesi )
  • CEZAİ ŞART BEDELİNİN TAHSİLİ TALEBİ ( Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Noterde Resen Düzenleme Şeklinde Yapılmasına Rağmen Cezai Şart Sözleşmesinin Adi Şekilde Yapılması-Geçersiz Olması )
  • NOTERDE RE.EN DÜZENLEME ŞEKLİNDE YAPILAN SÖZLEŞMELER ( Bu Sözleşmenin Değiştirilmesi İçin de Aynı Şekilde Noterde Yapılmasının Gerekmesi )
  • ASIL SÖZLEŞMENİN DEĞİŞTİRİLME.İ ( Cezai Şarta İlişkin Sözleşme Yapılması-Bu Sözleşmenin de Resmi Şekilde Yapılmasının Gerekmesi )

ÖZET :

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, tapulu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmının devrine ilişkin vaadi ve eser sözleşmesini içeren, iki tipli-karma bir sözleşmedir.

Dava, cezai şart bedelinin tahsili talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, noterde resen düzenleme şeklinde yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesine sonradan ek olarak düzenlenen cezai şart ödenmesine ilişkin adi yazılı sözleşmenin geçerli olup olmadığı noktasındadır. Geçerliliği resmi şekilde düzenlenmesine bağlı bulunan bir sözleşmenin değiştirilmesi de resmi şekle tabidir. Diğer bir anlatımla, bir sözleşme hangi şekilde yapılmışsa ancak o şekilde değiştirilebilir. Cezai şarta ilişkin sözleşme yapılması, asıl sözleşmenin değiştirilmesi niteliğindedir. Bu nedenle cezai şarta ilişkin sözleşmenin de resmi şekilde yapılması gerekir. Geçersiz bu sözleşmeye dayanarak cezai şart istenemez.

DAVA :

Taraflar arasındaki "alacak" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Karşıyaka Asliye 4. Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 14.12.2000 gün ve 2000/724-911 sayılı kararın incelenmesi davalı Y Mühendislik ve Taahhüt A.Ş. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 8.11.2001 gün ve 2001/3049-5080 sayılı ilamı ile, ( ...Yanlar arasındaki 13.11.1996 günlü biçimine uygun düzenlenen sözleşmenin 13. maddesinde yer verilen arsa sahibinin fesih halinde isteyebileceği cezanın miktarı gösterilmemiştir. Sonradan yapılan tarihsiz sözleşme ise adi yazılıdır. Oysa, sonradan sözleşme ile yüklenici aleyhine ağırlaştırıcı hüküm getirildiğinden bunun da ilk sözleşme gibi noterden düzenleme şeklinde yapılması zorunludur. Bu koşula uyulmadığından davacının fesih halinde kararlaştırılan ve sonradan miktarı belirlenen cezai şart alacağını istemesi olanaklı değildir.

Dava konusu talebin bu sebeple reddi yerine yazılı bazı gerekçelerle hüküm altına alınması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR :

Dava, cezai şart bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

Davacı vekili, davacı ile davalılardan Y. A.Ş. arasında 13.11.1996 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin düzenlendiğini, sözleşmenin 13. maddesinde cezai şart konusunun taraflarca daha sonra kararlaştırılacağının hükme bağlandığını, tarafların bu cezai şartı sonradan ek sözleşmeyle 50.000 Dolar olarak kararlaştırdıklarını, diğer davalı N.'in ek sözleşmede yüklenicinin müteselsil kefili durumunda bulunduğunu, inşaatın süresi içinde tamamlanmadığının delil tespiti yoluyla belirlendiğini, bilahare davacının sözleşmeyi feshettiğine dair ihtarname gönderip, cezai şartın ödenmesini istediğini, davalıların ödemede bulunmadıklarını ileri sürerek, 50.000 Dolar cezai şart parasının 28.6.2000 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte fiili ödeme günündeki TL. karşılığının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar Y A.Ş. ve N. vekili, inşaat sözleşmesinin noterde düzenlendiğini, onu değiştiren sözleşmenin de HUMK.'nun 287. maddesi uyarınca aynı şekle uyularak yapılması gerektiğini, talep edilen cezai şartın fahiş olduğunu, sözleşmenin 13. maddesindeki kararlaştırmaya da aykırı bulunduğunu, sözleşmenin feshi için gerekli koşulların da oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Yerel mahkemece verilen, inşaatın sözleşmede kararlaştırılan süre içinde bitirilememiş olması karşısında, davacının davalı yüklenici şirketten cezai şart parasını isteme hakkının doğduğu, ek sözleşmeyi adi kefil sıfatıyla imzalamış olan diğer davalı N.'e husumet düşmeyeceği gerekçesine dayalı, davalı şirket hakkındaki davanın kabulüne, davalı N. hakkındaki davanın reddine dair karar, özel dairece yukarıdaki gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemenin direnme kararı her iki davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1- Davalılardan N. yerel mahkemenin önceki kararını temyiz etmemiş olduğundan, direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı bulunmamaktadır. O nedenle, bu davalının temyiz dilekçesinin reddine karar verilmelidir.

2- Davalı Y. Mühendislik ve Taahhüt A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarına gelince: Davacı arsa sahibi ile, davalılardan Y Mühendislik ve Taahhüt A.Ş. arasında noterde resen düzenleme şeklinde yapılan 13.11.1996 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesiyle, davacının paydaşı olduğu taşınmaz üzerine anılan yüklenici şirket tarafından bina yapılması ve bir adet bağımsız bölümün davacıya verilmesi, inşaatın her halükarda sözleşmeden itibaren 30 ay içerisinde bitirilmesi kararlaştırılmıştır.

Anılan sözleşmenin 13. maddesinde, arsa sahibinin, inşaatın sözleşme ve teknik şartnameye uygun biçimde yapılıp yapılmadığını kontrol edebileceği, herhangi bir kontrol tarihinde kendisine verilecek dairenin inşaatının tamamının bitirilemeyeceğinin mahkemece yapılacak keşif neticesinde anlaşılması halinde, başkaca tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşmeyi feshedip, müteahhitten, sonradan belirlenecek cezai şartı talep edeceği belirtilmiştir.

Daha sonra, taraflar arasında adi yazılı şekilde düzenlenen tarihsiz ek sözleşmeyle, asıl sözleşmenin 13. maddesine atıf yapılmak suretiyle, o maddede belirtilen cezai şart parasının taraflarca 50.000 Dolar olarak kararlaştırıldığı, bu cezai şart sözleşmesinin, atıfta bulunduğu inşaat sözleşmesinin hiçbir maddesini değiştirici ve tadil edici mahiyette olmadığının belirtildiği anlaşılmaktadır.

Görülmekte olan davadaki talep, ek sözleşmedeki bu cezai şart parasının tahsili istemine ilişkindir.

Bozma ve direnme kararlarının gerekçeleri itibariyle, Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, noterde resen düzenleme şeklinde yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesindeki hüküm uyarınca, sonradan ona ek olarak düzenlenen ve yüklenicinin ödeyeceği cezai şart bedeline ilişkin kararlaştırmayı içeren adi yazılı sözleşmenin geçerli olup olmadığı; dolayısıyla, davacının bu sözleşmeye dayanarak cezai şart bedelini isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Uyuşmazlığın üzerinde toplandığı bu nokta itibariyle, öncelikle, sözleşmelerde şekil konusuna ilişkin yasal düzenleme hakkında açıklamalar yapılması gerekmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki, hukukumuzda egemen ilke, şekil serbestisidir. Buna göre, kural olarak, ( yasada tersine bir açıklık olmadıkça ) sözleşmeler herhangi bir geçerlilik şartına tabi değildir. ( Borçlar Kanunu, madde 11/1 ) Bununla birlikte, bazı sözleşmelerin geçerli olabilmeleri yasaca belirli bir şekle uygun olarak yapılmaları koşuluna bağlanmıştır. Taraflar da, yasanın herhangi bir şekle tabi tutmadığı bir sözleşmenin geçerliliğini, belli bir şekilde yapılması koşuluna bağlayabilirler. İlkinde yasal şekil, ikincisinde ise "Taraflarca Kararlaştırılan Şekil" ( Borçlar Kanunu, madde 16 ) söz konusudur.

"Kat karşılığı inşaat sözleşmesi" adıyla hukuk literatürüne geçen sözleşme türü, yapısı itibariyle iki tipli-karma bir sözleşme olup, bir yönüyle arsa sahibinin, koşullar gerçekleştiğinde sahibi olduğu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmını yükleniciye devretmesini öngörürken, diğer yönüyle de, yüklenicinin yapacağı inşaat bakımından arsa sahibine karşı yükümlülüklerini gösterir. Eş söyleyişle, kat karşılığı inşaat sözleşmesi, tapulu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmının devrine ilişkin vaadi ve eser sözleşmesini içeren, iki tipli-karma bir sözleşmedir. ( Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 4.12.1980 gün ve 1980/1990-2594 sayılı kararı ).

Bilindiği üzere, tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören sözleşmelerin resmi şekilde yapılmaları zorunludur. ( Medeni Kanun md. 706; Borçlar Kanunu md. 213; Noterlik Kanunu madde 60/3; Tapu Kanunu md. 26 ) Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, arsa sahibi yönünden, taşınmaz mülkiyetinin ileride yükleniciye devrine ilişkin bir yükümlülüğü ( bu yoldaki vaadi ) içerdiğinden, bu tür sözleşmelerin noterde resen düzenleme şeklinde yapılmaları, geçerlilik koşuludur.

Nitekim, taraflar arasındaki 13.11.1996 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi de, bu şekle uygun olarak yapılmıştır.

Borçlar Kanunu'nun 12. maddesine göre, kanun gereği yazılı olması gereken bir sözleşme, ancak yazılı şekilde değiştirilebilir. Buna karşılık, sözleşmeyi bozmayan ve değiştirmeyen mütemmim ve feri şartlara ilişkin değişikliklerin, yazılı şekilde yapılmaları gerekmez. Bundan maksat, esas sözleşmeyle yükümlenilen borcu ağırlaştırmayan, feri ve mütemmim koşullardır ( Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 8.11.1983 gün ve 1983/5441-7749 sayılı kararı ).

Her ne kadar, Borçlar Kanunu'nun 12. maddesinde sadece yazılı şekle tabi sözleşmelerden söz edilmiş ise de, öğreti ve uygulamada, resmi şekle tabi sözleşmelerin de bu hüküm kapsamında bulunduğu ittifakla kabul edilmektedir. E.asen, yazılı şekle tabi bir sözleşmenin değiştirilmesini yine yazılı şekle bağlayan yasanın, resmi şekilde düzenlenmiş bir sözleşmenin değiştirilmesi bakımından aynı şekle uyma koşulunu aramamış olacağının kabulüne olanak da yoktur. O halde, geçerliliği resmi şekilde düzenlenmesine bağlı bulunan bir sözleşmenin değiştirilmesinde de resmi şekil şartına uyulması zorunludur. Eş söyleyişle, bir sözleşme hangi şekilde yapılmış ise, ancak o şekilde değiştirilebilir.

Bu durumda, eğer, somut olayda cezai şart yönünden ek sözleşme düzenlenmek suretiyle, 13.11.1996 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin taraflarca değiştirilmiş olduğu sonucuna varılacaksa, ek sözleşmenin de resmi şekilde yapılması gerekeceğinin kabulü de zorunlu olacaktır. O nedenle, söz konusu ek sözleşmedeki cezai şarta ilişkin kararlaştırmanın, 13.11.1996 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin değiştirilmesi niteliğinde olup olmadığı irdelenmelidir:

Cezai şart, borçlunun sözleşmedeki edimini, sözleşmeye uygun şekilde yerine getirmesini sağlamak ve onu buna zorlamak amacıyla kabul edilmiş bir hukuksal baskı aracı olup, seçimlik veya ifaya eklenen türde cezai şart kararlaştırılabilir ( Borçlar Kanunu 158 ve ardından gelen maddeler ). Taraflar, cezai şartı sözleşmeyle birlikte veya sonradan kararlaştırabilirler.

Cezai şart sözleşmenin asli unsurlarından biri değildir; tersine, asıl edime bağlı, onu kuvvetlendirme amacına yönelik bir yan edim niteliğindedir. Ancak, seçimlik cezai şart, borçlunun edimini yerine getirmemesi veya eksik olarak yerine getirmesi hali için öngörülen ve tersine sözleşme hükmü olmadığı sürece, alacaklısına ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteme hakkı veren bir edim olması nedeniyle ( B.K. md. 158/1 ), ancak sözleşmedeki asıl edimin yerine istenilebilir; bu niteliği gereği olarak da, genellikle, cezai şart borçlusu bakımından, asıl edime oranla daha ağır bir yükümlülüğü içerir. Böylece, borçlu, daha ağır olan cezai şartı ödemekten kurtulmak için, asıl edimi ifa etmeye zorlanır.

Somut olayda ek sözleşmeyle kararlaştırılan cezai şartın, bu açıklamalara uygun bir "seçimlik cezai şart" olduğunda kuşku yoktur. Dolayısıyla, cezai şarta ilişkin ek sözleşmenin yapılması, asıl sözleşmenin bu yönde değiştirilmesi niteliğindedir.

Kaldı ki, sözleşmede sonradan yapılan değişiklik fer'i koşullara ilişkin olsa bile, eğer değiştirilen bu koşullar sözleşmeyle yükümlenilen borçları ağırlaştıracak nitelikteyse, geçerli olabilmeleri için, sözleşmenin bağlı bulunduğu şekle uygun yapılmaları gerekir. ( Bu konudaki Yargıtay uygulamasına örnek olarak: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 18.5.1971 gün ve esas: 5488, karar: 4815 sayılı kararı, Y. 15. H.D.'nin 19.3.1985 gün E: 1985/243 K: 1985/916, Y. HGK. 28.3.1973 gün E: 1971/4-31 K: 1973/31 )

O halde, somut olayda olduğu gibi, miktarının sonradan ayrıca belirleneceği açıklanmış olsa bile, bir sözleşmede tür ve miktarına açıkça yer verilmeyen bir seçimlik cezai şartın sonradan kararlaştırılması, sözleşmenin cezai şart borçlusu aleyhine değiştirilmesi, dolayısıyla, sözleşmeye o yolda yeni bir hüküm eklenmesi niteliğindedir. Dolayısıyla, buna ilişkin işlemin, asıl sözleşmenin tabi bulunduğu şekle uygun olarak yapılması, geçerlilik şartıdır.

Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin bir yandan mülkiyetin devri vaadini, diğer yandan da eser sözleşmesini içermesi karşısında, her bir sözleşmeye kendisinin tabi bulunduğu düzenlemelerin uygulanması gerekeceği; ek sözleşmeyle kararlaştırılan cezai şartın, şekle tabi olmayan eser sözleşmesindeki yüklenicinin edimlerine ilişkin bulunması nedeniyle bunun geçerliliğinin resmi şekilde yapılmasına bağlı tutulamayacağı, dolayısıyla ek sözleşmenin ve orada kararlaştırılan cezai şartın geçerli olduğu yolunda görüş bildirilmiş ise de, yukarıdaki gerekçeyle, çoğunlukça bu görüş benimsenmemiştir.

Öte yandan, somut olayda, kat karşılığı inşaat sözleşmesi bünyesindeki eser sözleşmesi yönünden, BK.'nun 16. maddesinde düzenlenmiş olan, "Taraflarca kararlaştırılan şekil" kavramı da gündeme gelmektedir. Değinildiği üzere, eser sözleşmesi yasa tarafından herhangi bir geçerlilik şartına tabi tutulmamıştır. Ne var ki, yukarıda da açıklandığı üzere, Borçlar Kanunu'nun 16. maddesine göre, taraflar, yasanın herhangi bir şekle tabi tutmadığı bir sözleşmenin özel bir şekle uygun olarak yapılmasını kendileri kararlaştırabilirler; böyle bir kararlaştırma geçerli olduğu gibi, kararlaştırılan şekle uygun olarak yapılmadıkça taraflar o sözleşmeyle bağlı da tutulamazlar.

Somut olay bu ilke çerçevesinde değerlendirildiğinde: Bir an için, eser sözleşmesinin yasaca herhangi bir geçerlilik şartına tabi tutulmamış olması nedeniyle, yüklenicinin eser sözleşmesindeki edimlerini yerine getirmemesi halinde ödeyeceği cezai şartın sonradan ek sözleşmeyle kararlaştırılmasının da herhangi bir şekle tabi bulunmayacağı kabul edilse dahi, BK.'nun 16. maddesinin açıklanan düzenlemesi karşısında somut olayda ek sözleşme yine de hukuken geçerli olamayacaktır. Zira, taraflar eser sözleşmesini resen düzenleme şeklinde yapmış olmakla, o sözleşmedeki edime ilişkin cezai şartı içerecek sonraki sözleşmenin de aynı şekilde yapılacağını kararlaştırmış sayılırlar. Eş söyleyişle, burada eser sözleşmesinin zorunlu olmadığı halde resmi şekilde yapılmış olması, tarafların, eser sözleşmesine ilişkin değişikliklerin de ancak aynı şekilde yapılması halinde geçerli olacağına ilişkin, Borçlar Kanunu'nun 16. maddesi anlamında bir kararlaştırma içinde bulunduklarının kabulünü gerektirir. Eklenmelidir ki, tersi mümkün değil ise de, şekle tabi olmayan bir sözleşmenin yazılı veya resmi şekilde ya da yazılı şekle tabi bir sözleşmenin resmi şekilde yapılmasına hukuken engel yoktur.

Hal böyle olunca, taraflar arasındaki tarihsiz ek sözleşme hukuken geçersizdir; davacının bu geçersiz sözleşmeye dayanarak cezai şart parası istemesine hukuken olanak yoktur. Yerel mahkemece, aynı yöne değinen özel daire bozma kararına uyulması gerekirken, hukuksal nitelendirmede yanılgıya düşülerek direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.

SONUÇ :

Yukarıda birinci bentte gösterilen nedenle, direnme hükmünü temyiz etmekte hukuki yararı bulunmayan davalı N.'in temyiz dilekçesinin REDDİNE; ikinci bentte açıklanan gerekçeyle davalı Y Mühendislik ve Taahhüt A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının anılan bentte ve özel daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığından 19.3.2003 günü yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

Karşı Oy Yazısı

Davada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, kat karşılığı inşaat sözleşmesi noterde düzenlenmiş, cezai şartın ileride kararlaştırılacağı öngörülmüş ve buna bağlı olarak cezai şartın miktarını belirleyen sonradan yapılan ek sözleşme noter aracılığı ile değil de adiyen düzenlenmiş bir senetle tespit edilmişse bu ek sözleşmenin geçerli olup olmadığı noktasındadır.

Hemen belirtmek gerekirse kat karşılığı inşaat sözleşmeleri bir karma akit niteliğindedir. Karma akitlerde bir çok akit türünün aynı sözleşmede yer aldığı tartışmasızdır.

Örnek vermek gerekirse bu tür sözleşmeler, hem gayrimenkul satış vaadi, hem istisna, hem vekalet, hem de hizmet akdi türlerini kapsamış olabilir. Taraflar arasında uyuşmazlık çıktığı taktirde ortaya çıkan uyuşmazlığın ilgili akit türlerine ilişkin kurallarla çözümlenmesi gerekir.

Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde arsa sahibi, yüklenicinin edimlerinin yerine getirilmesi koşuluyla arsasına yapılacak binada oluşturulacak kat irtifaklarının bir kesimini yükleniciye bedelsiz olarak intikal ettirmeyi vaadetmiş olmaktadır. Hal böyle olunca karma aktin bu kesiminin resmi şekilde düzenlenmesi gerekir. Ne var ki diğer akit türleri olan istisna, vekalet, hizmet akti gibi akitlerin resmi şekilde yapılması şart değildir. O nedenle gayrimenkul satış vaadi dışında kalan istisna, hizmet, vekalet akti gibi akitlerin resmi, hatta yazılı şekilde yapılması şart değildir.

Somut olayda, noterlikçe düzenlenen ana sözleşmede, cezai şartın bilahare kararlaştırılabileceği hükme bağlandığına ve bu hüküm gereğince adiyen düzenlenen ek sözleşme ile cezai şart koşulu getirildiğine göre bu koşul geçerli olup yükleniciyi bağlayacağı açıktır. Zira istisna aktinin geçerliliği için yazılı veya resmi şekilde yapılması şart olmadığından bu aktin fer'i niteliğindeki cezai şart sözleşmesi de hiçbir şekle bağlı değildir. Başka bir anlatımla yukarıda değinildiği gibi karma akitlerde her akit diğerlerinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir.

Öte yandan, cezai şarta ilişkin ek sözleşmenin dahi resmi şekilde yapılması gerektiği görüşüne itibar edilse bile resmi şekilde düzenlenen ana sözleşmede -cezai şart miktarı belli olmasa bile- tarafların serbest iradeleri ile cezai şartın dahi ödenebileceği kabul edilmiş bulunmaktadır. O nedenle cezai şarta ilişkin ek sözleşmenin de resmi şekilde yapılmış olduğu ortadadır.

Diğer taraftan davada Borçlar Kanununun 12. maddesi hükümlerinin de uygulama yeri bulunmamaktadır. Sözü edilen madde karma akit dışında kalan tek akit türleri bakımından uygulama niteliğine sahiptir. Örneğin Borçlar Kanununun 213. maddesine göre taşınmaz satış vaadi sözleşmesi akdi resmi şekilde yapılmış da bilahare cezai şart sözleşmesi resmi şekilde yapılmamış ise burada elbette Borçlar Kanununun 12. maddesi hükmü karşısında ek cezai şart sözleşmesi geçersizdir. Oysa eldeki davada, taraflar arasındaki sözleşme salt gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi olmayıp karma bir sözleşmedir.

Bütün bunlardan başka kat karşılığı inşaat sözleşmesinin resmi şekilde değil de adiyen düzenlenmiş bulunduğu varsayıldığı takdirde resmi şekilde yapılmadı diye sözleşme tümden geçersiz mi sayılacaktır?

Elbette arsanın mülkiyetinin yükleniciye intikal edeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçersiz ise de yapılan eser sözleşmesi geçerlidir ve giderek sonradan da kararlaştırılmış olsa cezai şarta ilişkin ek akit dahi geçerlidir.

Baştan beri açıklanan nedenlerle usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerektiği görüşündeyim.

R.ASLANKÖYLÜ -10. Hukuk Dairesi Başkanı

Karşı Oy Yazısı

Davada uyuşmazlığın halli sonradan yapılan adi yazılı sözleşmenin yapılan ilk sözleşmeyi tadil edici veya ilk sözleşme şartlarını ağırlaştırıcı mahiyette bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Taraflarca yapılan ilk sözleşmede cezai şart öngörülmüş, ancak miktarının bilahare saptanması kararlaştırılmıştır. Sonradan yapılan adi sözleşmede ise cezai şartın miktarı saptanmıştır. BK'nun 12. maddesinin 2. cümlesi ana sözleşmeyi bozmayan, değiştirmeyen ve ağırlaştırmayan sözleşmelerin ana sözleşmenin şekil şartlarına tabi olmadığı öngörülmüştür. Bu husus yüksek özel dairelerin uygulamalarında da kabul edilmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere sonradan yapılan sözleşme ile ilk sözleşmenin her hangi bir maddesi değiştirilmemiş, sadece o sözleşmede kabul edildiği gibi taraflarca cezai şart miktarı kararlaştırılmıştır. Üstelik tacir olan ve TTK'nun 20'nci maddesi uyarınca bu sıfatının gereği basiretli bir tacir gibi davranmak durumunda olan davalı sonradan yapılan ve sayın çoğunluk tarafından geçersiz bulunan sözleşmeye de açıkça bu sözleşmenin ilk sözleşmenin maddelerini değiştirici mahiyette bulunmadığı dercini kabul etmiştir. Bu itibarla ilk sözleşmeyi değiştirici ve ağırlaştırıcı mahiyette bulunmayan ikinci sözleşmenin geçerli olduğu inancıyla sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.

M. KILIÇ - 11. Hukuk Dairesi Üyesi

Yorumlar

blog comments powered by Disqus
Başa Dön