Sorun bildir
Karar Ekle

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E:2004/19-357 K:2004/360 Sorun bildir

Esas no: 2004/19-357

Karar no: 2004/360

Tarih: 16.06.2004




Banner


DAVA :

Taraflar arasındaki "itirazın iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu Asliye 2.Hukuk Mahkemesince mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine dair verilen 02.10.2001 gün ve 2000/823-2001/563 sayılı kararın incelenmesi davacı/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dokuzuncu Hukuk Dairesi'nin 30.04.2003 gün ve 2003/1115-4634 sayılı ilamı ile; ( ...Davacı vekili, elektrik abonesi olan davalının, kullandığı elektriğin bedelini ödemediği gibi girişilen icra takibine de haksız olarak itiraz ettiğini iddia ederek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmolunmasını talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevabında davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davaya konu asıl alacak 294.543.000.-TL olup, müddeabihin bu miktar olduğunun kabulü gerektiği, HUMK.nun 8. maddesine göre 01.01.2000 tarihinden itibaren değer ve miktarı 400.000.000.-TL'yi geçmeyen davaların Sulh Hukuk Mahkemesinde görüldüğü gerekçesi ile dava dilekçesinin reddiyle mahkemenin görevsizliğine yönelik verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Gecikme zammı faiz niteliğinde olmadığı gibi faiz benzeri olarak da kabul edilemez Sözleşmelerde kararlaştırılan gecikme zammı hukuki niteliği itibariyle bir borcun gününde ödenmemesi halinde alacaklının gecikme zammı süresince borçluya tanıdığı vade karşılığı belirli bir oranda borca yapılan ilave olup, görevin belirlenmesinde nazara alınacağı gözden kaçırılarak yazılı gerekçe ile görev yönünden dava dilekçesinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır... ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR :

Dava, İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı/alacaklı, davalı/borçlu aleyhine ilamsız takibe girişerek 294.543.000 TL. asıl alacak, 1.106.465.864 TL gecikme zammı, 165.989.873 TL KDV olmak üzere toplam 1.568.978.737 TL alacağın tahsilini istemiştir.

Davalı/borçlu takibe itiraz etmiş; davacı/alacaklının açtığı eldeki itirazın iptali davasında Asliye Hukuk Mahkemesince, toplam alacak miktarı içinde yer alan gecikme zammının faiz niteliğinde olduğu, mahkemenin görevinin belirlenmesi yönünden müddeabihe dahil kabul edilemeyeceği, asıl alacak miktarına göre ise Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

Davacı/alacaklı vekilinin temyizi üzerine Yüksek Özel Daire; yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçeyle gecikme zammının faiz olmadığı, müddeabihe dahil kabul edilmesi gerektiği, mahkemenin görevli olduğu gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar vermiştir. Mahkemece önceki kararda direnilmiş; hükmü davacı/alacaklı vekili temyiz etmiştir.

Uyuşmazlık; gecikme zammı alacağının hukuksal niteliği, müddeabihe dahil olup olmadığı, dolayısıyla mahkemenin görevini tespitte hesaba katılıp katılmayacağı, noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle belirtmekte yarar vardır ki, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun "vazife" başlıklı 1. maddesinde "Mahkemelerin görevi kanunla belirlenir. Görev, dava olunan şeyin değerine göre belirtilmiş ise, görevli mahkemenin tespitinde, davanın açıldığı gündeki değer esas tutulmak üzere, aşağıdaki maddeler hükümleri uygulanır. Faiz, icra tazminatı ve giderler görevin tespitinde hesaba katılmaz." Hükmü yer almakta; aynı Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasında ise "Müddeabih para ise mahkemenin vazifesini tayinde miktarı esas ittihaz olunur." Denilmektedir. Yine Kanunun 8/I. maddesi "Sulh Mahkemesi: İflas davalarıyla vakfa ilişkin davalar hariç olmak üzere, mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı dörtyüzmilyon ( 01.01.2000 tarihinden itibaren ) lirayı geçmeyen davaları, görür. " hükmünü içermektedir.

Görülmektedir ki, dava olunan şeyin değeri esas alınarak görevli mahkemenin tayin edileceği durumlarda davanın konusunun, yani müddeabihin tespitinde hesaba katılmayacak unsurlar yasada açıkça belirlenmiştir ve faiz de bunlar arasında sayılmıştır.

Şu durumda, gecikme zammının hukuksal niteliğinin belirlenmesi, özellikle de faiz kavramı içinde yer alıp almadığının çözümü, mahkemenin görevini tayinde etkili olacaktır.

Hemen burada, gecikme zammının hukuksal niteliği üzerinde durulmalıdır. Bu nedenle, gecikme zammının temerrüt ( gecikme ) faiziyle ilişkisinin öğretideki görüşler ele alınarak irdelenmesi; temerrüt, muacceliyet, ihtar, faiz, tazminat, cezai şart gibi konuyla ilgili terimlerin tanım ve yorumlarının yapılması; benzer bazı kavramların karşılaştırılmalı olarak açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

Uygulama ve öğretide baskın görüş olarak, ayni zamanda gecikme zammını da içerdiği kabul edilen tanımlamasıyla, temerrüt ( gecikme ) faizi; borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetinde varlığını sürdüren, alacaklının zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın borçlunun ödediği ve miktarı yasalarla belirlenmiş asgari, maktu bir tazminattır. ( Bkz.Dr. Becker, İsviçre Medeni kanunu şerhi, Borçlar Kanunu, Fasikül IV, sh.5 Dr.S.Ö.Çevirisi, A.Von Tuhr, Cilt 1-2 sh.617, C.Edege Çevirisi, Dr.N.B., Para Borçlarının ifasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar İst.1992 sh.127 vd, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.6.1997 gün E.1997/11-278 K.529 ).

Gecikme zammı, Temerrüt ( Gecikme ) faizi kavramlarının, yapılan yasal düzenlemeler sırasında gösterilen özensizlik nedeniyle karmaşık hale getirildiği görülmektedir. Nitekim, Yürürlükten kalkan Medeni Kanun'da, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve 506 sayılı Yasanın bir çok yerinde, temerrüt faizi ( TTK.407-529-898-962 ), gecikme faizi ( TTK.141 Kenar Başlığı ), geçmiş günler faizi ( BK.103-104 ), geçmiş gün faizleri ( MK.860 ), geçen günlerin faizleri ( MK.790 ), kanuni faiz ( TTK.141-166 ), %10 hesabı ile faiz ( TTK.637-638 ), %10 faiz ( TTK.722 ), vade gününden itibaren faiz ( TTK.1167 ), gecikme zammı ( 506 sayılı Yasa Md.80 ), gecikme tazminatı ( 634 sayılı Yasa 20 md. ), gecikme zammı ( 1512 sayılı yasa 120 md. ), %1 gecikme zammı ( 625 sayılı Yasa 35.md. ) ifadeleri kullanılmıştır.

Cezai şarta gelince; "Cezai Şart" esas borca bağlı olarak vücuda gelen ve borçlunun borcunu ifa etmemesi veya geç yerine getirmesi veyahut noksan ifa etmesi ve nihayet şart kılınan mahalde ifa etmemesi halinde, alacaklıya muayyen bir meblağı çoğunlukla bir miktar paranın tediyesi şartını kapsayan bir taahhüttür ( BK. 158-161 ). Gecikme zammı kanun ile kabul edildiği halde, cezai şart bir hukuki muameleye dayanır. Gecikme zammında bir para borcunun geç ödenmesi söz konusu iken cezai şartın para borçlarının yanında akdin icra edilmemesi, noksan olarak icrası, akdin muayyen zamanda ve şart kılınan mahalde icra edilmemesi hallerinde de, sözleşme ile kabul edilmesi mümkündür. Hatta Federal Mahkeme, cezai şartta asıl gayenin teminat olduğunu kabul etmektedir ( ATF 41 II 144; jdt 1915/450; ATF 46 II 401 jdt 1921/108. )

Gecikmeden doğan zarardan dolayı gecikme tazminatının isteneceği açıktır. Borçlanılan edimin gecikerek de olsa aynen ifası, bazı hallerde alacaklının gecikme yüzünden uğradığı zararı karşılamaya yetmez. Bu nedenle alacaklı, borçludan aynen ifa yanında gecikme dolayısıyla uğramış olduğu zararın tazminini isteyebilir. Gecikmiş ifa ile birlikte gecikme tazminatının istenmesine engel yoktur. Burada alacaklının gecikme dolayısıyla uğradığı zarara, gecikme zararı, bu zararın giderilmesi için ödenecek tazminata ise gecikme tazminatı denir. Öğretide Prof. Dr. A.Ö. dışında hiç kimse tarafından gecikme zammının gecikme faizi dışında bir tazminat türü olduğu ileri sürülmemiştir ( Bkz.T.inay/Akman/

Burcuoğlu/ Altop T.Borçlar Hukuku Genel Hükümler 7.Baskı, 1993 sh.911-926, Prof.Dr.F.E.Borçlar Hukuku Genel Hükümler 5.Bası 1088-1092 ).

Prof.Dr.A.Ö.ise; Gecikme Faizine İlişkin 1965 baskılı eserinin 35. sahifesinde Gecikme zammı ve gecikme faizini karşılaştırırken "Bazı Kanunlarda gecikme zammı ile gecikme faizi arasında benzerlik varsa da, gecikme zammı gecikme faizi değildir. Gecikme zammında da bir para borcunun geç ödenmesi bahis konusudur. Zam, işte bu geç ödemesi önleyecek bir tedbir mahiyetindedir. Bu zam bir hukuki muamele ile kabul edilmişse, cezai şart mahiyetinde olur. Fakat böyle bir kayıt kanun tarafından kabul edilirse cezai şart bahis konusu olamayacağından buna gecikme zammı tabirini kullanıyoruz. Gecikme zammında bir zaman unsuru bulunmadığından faiz karakteri yoktur. Gecikme faizi talebinde bulunabilmek için borçluyu temerrüde düşürmek gerektiği halde, gecikme zammında buna lüzum yoktur" demektedir.

Yeri gelmişken belirtmelidir ki, borçlu temerrüdü; borçlunun ifa etmekten kaçınamayacağı muaccel edimi zamanında yerine getirmeyerek ifada gecikmesi ve borcun ifasının hala mümkün bulunması durumunda belirli şartlara bağlı olarak gerçekleşen bir sorumluluk nedenidir. Para borçları için temerrüdün oluşum şartları; borcun muaccel hale gelmesi, alacaklı tarafından borçluya ihtarda bulunulmasıdır. Muacceliyet en yalın anlatımıyla, ödeme zamanının gelmiş olmasıdır. Borcun ifası için bir vade öngörülmüşse kural olarak bu vadenin gelmesiyle muacceliyet oluşur. Muacceliyet tek başına temerrüdü sağlamaya yeterli değildir. Ayrıca alacaklı tarafından borçluya bir ihtarda bulunulması da kural olarak gerekir ( BK.md.101/f.1 ). İhtarın olağan gerçekleşme tarzı, alacaklının sırf ödeme talebinden ibaret iradesini borçluya iletmesidir. Ayrık olarak sözleşme veya kanunla getirilen düzenleme ile, zamanında ödemede bulunulmadığı takdirde ihtara gerek kalmaksızın temerrüt oluşur.

Para borçları açısından borçlu temerrüdüne bağlanan sonuçlardan birisi, temerrüt faizi ödeme yükümlülüğüdür. Temerrüt faizi borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle, zamanında ifa etmeme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içindedir. Temerrüt faizi belirtilen temel amaca hizmet etmenin yanı sıra, pratik başka amaçlara da yöneliktir. Alacaklının bir zarara uğrayıp uğramadığı veya zararın temerrüt faiz oranından daha düşük olup olmadığı tartışmalarına meydan verilmeksizin, borçlunun faiz ödemeye peşinen zorlanması yargı organlarını büyük bir yükten kurtarmakta ayrıca, borçluyu zamanında ödemede bulunmaya sevk etmektedir.

Temerrüt faizi, muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı da tanınmış olmadığı gibi, borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Tanımlanan bu özellikleri ile öğretide de hâkim olan görüş temerrüt faizinin, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik maktu ve götürü bir tazminat niteliği taşıdığı yönündedir. Temerrüt faizinin fonksiyonu ve bu faizi öngören yasal düzenlemenin amacı göz önüne alındığında tazminat nitelemesine varılabilir ( Bkz.Dr.N.B., age. ).

Tazminat talebinin temel şartı bir zararın varlığıdır. Bu zarar, fiilen gerçekleşebileceği gibi, çeşitli düşüncelerle ve özellikle zararın varlığının çok kuvvetli olduğu durumlarda varsayılmış da olabilir. BK.md.105'de alacaklının temerrüt faiziyle karşılanmayan "daha büyük zarara" uğraması ihtimalinden söz edilmesi de, temerrüt faizinin de öngörülen oran dahilinde zararı gidermeyi amaçlayan bir karşılık olduğunu ortaya koymaktadır.

Kat Mülkiyeti Yasası'nın 20. maddesinin 13.4.1983 tarih ve 2814 sayılı kanunla değişik ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde "kendi payına düşen genel gider veya avans tutarının tamamını zamanında ödemeyen kat maliki, ödemede geciktiği günler için aylık yüzde on oranında gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür" hükmü getirilmiştir. Gecikme karşılığında ödenmesi gereken meblağ kanunda "gecikme tazminatı" olarak adlandırılmış ise de, burada söz konusu olanın temerrüt faizi olduğu kabul edilmektedir ( Bkz.Prof. Dr.A.Arpacı, Türk Hukukuna göre Kat Mülkiyetinde Yönetim, Doktora Tezi İst.1984 sh.279, Prof. Dr. H.Domaniç, Ticaret Hukukunun Genel Esasları 4.Bası İst.1988 sh.44 ).

Türkiye Denizcilik İşletmeleri Kıyı Emniyeti tarafından 1990 tarihinde yayınlanan ve halen yürürlükte olan F.ve Tahlisiye Ücretleri Tarifesinin 14. maddesinde Türk Boğazlarından geçen gemilerin ödeyecekleri ücret konusunda hükümler konulmuştur. Buna göre "Fenerler ve tahlisiye ücretlerini tarifede gösterilen müddet içinde veya tarife hükümlerinin icap ettirdiği usul, şekil ve tarzda ödemeyen gemiler borçlarını ödememe bakımından kaçak addolunur ve haklarında aşağıdaki yazılı işlemler yapılır. 1- Ödeme süresinin bitiş tarihini takip eden günden itibaren 30 takvim günü içinde yapılan ödemeler esas ücrete %12 ilavesiyle, 2- Ödeme süresinin bitiş tarihinden itibaren 31-60 güne kadar sürelerdeki ödemelerde esas ücrete %50 ilavesiyle, müteakip her 30 güne kadar geçen sürelerdeki ödemelerde ise esas ücret üzerinden ( %50 cezaya ek olarak ) %12 ilavesiyle tahsil olunur" denilmiştir. Bu Tarifenin yasal bir düzenleme olduğu açıktır. Yargıtay Özel Dairesi "bu gibi hallerde davalıya bildirim yapılmadan ( Tarifeye göre esasen bildirime gerek yoktur ) asıl ücret üzerinden hesap edilen ceza ve onlara ilave edilen %12 oranları bir cezai şart olmayıp madde 14/1-2. maddesinde yazılan ceza ve ilave cezalar bir bütün olarak ağırlaştırılmış gecikme faizi bulunduğundan bu miktarlara ayrıca temerrüt faizi yürütülmez" demektedir ( Yargıtay 11.H.D. 09.11.1995 gün ve 1995/7316-8422, 28.06.1996 gün 1996/3794-4807, 30.09.1996 gün ve 1996/4841-6249 sayılı içtihatları ).

Benzer bir düzenleme de, 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması H.nda Kanun'da da bulunmaktadır. Gerçekten, 4077 sayılı kanunun 6/A-d maddesi ve 10/f maddesine göre ; "akdi faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere gecikme faizi oranı" sözleşmede yer alır. Görüldüğü gibi burada da kanun koyucu uygulamada gecikme cezası, gecikme zammı veya gecikme tazminatı olarak vasıflandırılan ve bu isimle sözleşmelere konulanın özünde "gecikme faizi" olduğunu belirtmekte ve sözleşmede yer alacak unsurlar arasında bunu da açıkça göstermektedir.

Somut olayda da alacağın konusunu oluşturan elektrik tüketim bedellerinin süresinde ödenmemesi nedeniyle tahakkuk ettirilen gecikme zammı ile birlikte temerrüt faizi istenip istenmeyeceği konusunda, Yargıtay Daireleri arasında görüş aykırılığı doğmuş ancak YİBK.nun 19.11.1993 gün, E.1991/6 K.1993/1 sayılı kararı ile İçtihadı Birleştirmeye gerek bulunmadığına karar verilmiştir. Bunda Yargıtay uygulamasının etkili olduğu anlaşılmaktadır. Y.11.H.D.si 06.10.1987 gün, E.1987/485 K.1987/5057, Aynı dairenin 15.10.1990 gün, E.1989/5957 K.1990/6508 sayılı kararlarında özetle "T.. Tarifelerinde sözü edilen gecikme zammı, cezası, hukuki yönden özel bir temerrüt faizi niteliğindedir. Gecikme zammı uygulanan devre için ayrıca temerrüt faizi yürütülemez denilerek uygulamaya yön verilmiş, bunun üzerine T.. Genel Müdürlüğünce 17.06.1988 ve 1004 sayılı genelge ile borcunu süresinde ödemeyen müşterilere sadece gecikme zammı uygulanmaya başlanarak, ayrıca temerrüt faizi uygulanmaması benimsenmiştir. Bu da göstermektedir ki, eldeki davada takibe konu asıl alacakla birlikte istenen gecikme zammının, faiz niteliği yargısal kararlarda kararlılık kazandığı gibi, alacaklı tarafın da kabulündedir.

Sonuçta; bir borç ilişkisinde alacaklının temerrüt faizi talep edebilmesi, borcun bir para borcu olmasına ve borçlunun temerrüdünün gerçekleşmesine bağlıdır.

3095 sayılı Yasa metni dikkate alındığında yasa koyucunun faiz oranını değişken bir sisteme oturttuğu görülmektedir. Paranın en sık rastlanan edim tipi olması ve çoğu hukuki ilişkide borçlunun yükümlülüğünün parayla ifaya yönelmesi nedeniyle temerrüt faizinin 3095 sayılı Yasadan ayrıca düzenlendiği hallere de rastlanmaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi, Kat Mülkiyeti Yasasında genel gider veya avans tutarını zamanında ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık %10 oranında gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür. Maddede gecikme karşılığı ödenen meblağ her ne kadar gecikme tazminatı olarak adlandırılsa da, burada söz konusu olan temerrüt faizidir.

Bir başka düzenlemeye İş Yasasında da rastlıyoruz. Kıdem tazminatının zamanında ödenmemesinin yaptırımı olarak, ödenmeyen süreye göre mevduata uygulanan en yüksek faiz uygulanmaktadır.

Bu bağlamda, son olarak faiz kavramının ele alınması ve özelliklerinin irdelenmesi de yararlı olacaktır. Faiz para borcunun fer'i niteliğindedir ( BK. Md.113/2 ve 131 ). Dolayısıyla, faizin varlığı için ilk şart bir para borcunun varlığıdır. Asıl borca bağlı olarak doğar ve asıl borcun her hangi bir nedenle sona ermesi halinde de asıl alacak ile birlikte sona erer. Doğmuş faizin asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması yada halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması gerekir. Zamana bağlı olarak işler, yasa yada taraflarca saptanmış belirli bir oranın anaparaya uygulanması ile saptanır. Bu özellikleri gözetilerek faiz; "alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun yada hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere" olarak tanımlanmaktadır. Bu, faizin genel tanımı olup, faizin türlerine göre çeşitli eklemelerle değişiklik gösterebilmektedir ( Bkz.Doç.Dr.M.Helvacı, Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı ).

Görüldüğü üzere, para borçlarında borçlunun borcunu vadesinde ödememesi halinde yasal faizden ayrık olarak uygulanan ve borçlu tarafından ödemek zorunda bırakılan ilave paranın aslında bir faiz olduğunda kuşku yoktur.

Tüm bu açıklamalardan ışığında, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 1. maddesi değerlendirildiğinde, adı ne olursa olsun ister icra inkar tazminatı, ister faiz bu kavram altında yer alacak hiçbir yaptırımın görevin tespitinde hesaba katılmayacağı sonucuna varılmaktadır.

Bu sonuç doğrultusunda davamıza konu gecikme zammı bir faiz olup, HUMK.nun 1. maddesinin açık hükmüne göre müddeabihe dahil değildir. Mahkemenin görevini tayinde nazara alınamaz.

Somut olayda; Davacı/alacaklı giriştiği ilamsız takipte; Davalı/borçludan 294.543.000 TL elektrik sarfiyat borcunu ve buna ilaveten 1.106.465.864 TL gecikme zammı ve 165.969.873.TL KDV istemiştir. Mahkemenin görevini tayinde asıl borcun yani 294.543.000 TL.nin nazara alınması gerekmektedir. HUMK.nun 8. maddesine göre 01.01.2000 tarihinden itibaren 400.000.000 TL olan görev sınırı nazara alınarak davaya Sulh Hukuk Mahkemesince bakılmalıdır.

0 halde, usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ :

Davacı/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 16.06.2004 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

Yorumlar

blog comments powered by Disqus
Başa Dön